BEŞERİ SERMAYE YÖNÜNÜ ARIYOR

Ne yazık ki ülke olarak hemen her konuda “ büyümeden ” çok “ kalkınma ” ya öncelik ver-me-diğimiz için altyapı zengini fakat beşeri sermaye fakiri bir ülke olduk.

Tahminden öte bir gerçek var ki, Sanayi 4.0 tam anlamıyla geldiğinde ortalık işsiz kalacak insanlarla dolu olacak.

Büyük önder Atatürk’ün işaret ettiği “muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak hedefine“ yalnızca köprü – tünel – yol – havaalanı yapmakla varamayacağımızı ve buradan hareketle betona dayalı fiziksel altyapı rakamlarına bakarak ülkenin geleceğini şekillendiremeyeceğimizi anlamak zorundayız.

İçi boş, üretkenlikten uzak obez bir büyümeden çok dikkatimizi tam anlamıyla kalkınmaya vermemiz gerekir ki,

Kalkınma’ya ancak beşeri sermaye kalitelimizi yükselterek, yani insan kaynakları gücümüzün niteliğini arttırarak ulaşabiliriz.

Bu hedefe varmak için de izlenmemiz gereken tek yol eğitimdir.

Eğitim, beşerî sermayenin kaynağı olan nitelikli işgücünü sağlayarak, ekonomik kalkınmanın anahtarı işlevini görmektedir. Diğer taraftan insani gelişmeye, sosyal refaha ve hayata yaptığı katkılarla yaşamsal kaliteyi yükselterek sosyal kalkınmayı olumlu yönde etkilemektedir.

Ancak hemen her konuda oluğu gibi kulağı tersinden tutma alışkanlığımız yüzünden ülkemizde bu mekanizma da çalışmamaktadır.

Ülkemizin genel eğitim planlamasının, bırakın sosyal refah ve yaşam kalitesini yükselterek sosyal kalkınmaya katkı sunması hedefini gözetmesini, salt istihdam yaratma potansiyelinden bile uzak ve yanlışlarla dolu olduğu açık ve net ortadadır.

"Fakülteler açılırken, sanki üzerinde yeterince düşünülmemiş. Her yıl 100 bin öğretmen mezun oluyor. Devlet olarak ne onlara, ne diğer üniversite mezunlarının hepsine iş bulmamız mümkün değil ( * )

Devlet büyüklerimizin açıklamalarını bir tarafa bırakıp üniversite hayali kuran ve bu hayalini gerçekleştirmeye çalışan gençlerin sayısındaki ürkütücü artışı aşağıdaki rakamlarla birlikte incelendiğimiz vakit, yönünü arayan beşeri sermayenin çaresizliğini ve eğitim sistemindeki büyük çarpıklığı daha net görmüş olacağız.

  • 2018 YKS ( Üniversite Sınavlarına) Başvuran Aday sayısı: 2.381.412 kişi
  • 2018 TYT ( Birinci aşama ) Barajını Geçen Aday Sayısı: 1.299.378 kişi
  • Üniversitelere 2017-2018 eğitim-öğretim döneminde yeni kayıt yaptıran öğrenci sayısı:

1 milyon 382 bin 589 kişi

  • Üniversitelerde 2017-2018 öğretim yılında yükseköğretim alan toplan öğrenci sayısı:

7 milyon 560 bin 371 kişi

  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2018 yılı Ağustos ayı İşgücü İstatistikleri verisine göre 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı: 3 milyon 670 bin kişi

Görüldüğü üzere, Türkiye’de üniversite okuyan ve mezun olan öğrenci sayışımdaki artışla birlikte işsizlik de füze gibi artmaktadır.

Zira son açıklanan Ekim2018 verilerine göre (15-24 yaş) arası genç nüfusun işsizlik oranının ( yani “ Genç işsizlik oranının ” ) çok tehlikeli sınırlara yükselip Yüzde 22,3’ye dayandığını görüyoruz. Bu oranın henüz geçtiğimiz yılın (2018’ in ) tamamlamayan yıllık oranı olduğunu dikkate aldığımız ve kasım ile aralık ayları için TÜİK’ den gelecek rakam ve oranları az çok tahmin ettiğimiz vakit yaklaşmakta olan büyük tehlikeyi daha net görmemiz mümkün olacaktır. (http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=30680)

Bu tahmin gerçekleşirse (15-24 yaş) genç işsizlik oranının yüzde 25’leri geçmesi an meselesidir ve bu durum hiç kuşkusuz gelecekteki yaşanacak daha zor günlerin habercisi niteliğindedir..

Ayrıca TÜİK verilerinde dikkat çeken bir başka ayrıntı da “ ne işte ne de eğitimde olan işsizlik oranının %24,7’ ye yükselmesi ”dir.

Bu konunun ulusal basında ve gazete köşelerinde kendisine yeterince yer bulamayış olması sorunu ortadan kaldırmadığı gibi şimdilik görmezden gelindiğinin açık,net ispatıdır.

Gelecekten hiçbir beklentisi olmayan i İşsiz ve eğitimsiz insan gruplarının sosyal yapıyı açıkça tehdit ettiği niçin görülmez?

Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da, eğitimde nicelikten çok niteliğe odaklanılması gerektiğinin önemidir.

OECD tarafından, üçer yıllık dönemler hâlinde uygulanan ve 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma olan “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” (PISA), zorunlu eğitimin sonunda örgün eğitime devam eden 15 yaş grubundaki öğrencilerin okul verileri toplanarak 3 kategoride dünya sıralaması yapılmaktadır. ( bunların %20,7’si, 9. sınıf öğrencisi ve %72,9’u 10. sınıf öğrencisidir) Buna göre Türkiye,

  1. Matematik okuryazarlığı başlığında, (72 ülke içinde 50. Sırada )
  2. Fen Bilimleri okuryazarlığı başlığında (72 ülke içinde 54. Sırada)
  3. Okuma Becerileri konu alanlarının dışında ( ** ) yer alan kategori başlığında (72 ülke içinde 50. Sırada) yer almaktadır.

Yani görüldüğü üz ere dünya eğitim liginde tabir uygunsa küme düşmemeye oynuyoruz.

Millî eğitimde, özellikle son yıllarda yapılan fiziki yatırımlar ile, derslik sayısı, sınıf mevcutları, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı gibi alt yapıya ilişkin konularda ciddi nicel gelişmeler yaşandı. Bu başarıyı kimse inkâr edemez lakin dünya standartları gözetildiği vakit eğitimde nitelik, kalite ve başarı açısından durumumuz maalesef ortada.

Kuşakları kaybediyoruz farkında değiliz!

(*) Binali Yıldırım / 21.11.2017, http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/abbas-guclu/soylediklerimin-arkasindayim--2557391/

( ** ) Bu başlık öğrencilerin motivasyonları, kendileri hakkındaki görüşleri, öğrenme biçimleri, okul ortamları ve aileleri ile ilgili veriler toplanarak oluşturulur.

YORUM EKLE

banner321

banner325

banner326

banner327