Hocam, var mı şöyle bildiğin iyi bir kurs? - 1

Azim , yüksek moral ve sabır. Bir yabancı dili öğrenmeyi hedefleyenlerin ihtiyacı olan üç önemli şeyden bahsediyorum.  Bu üç kritere biraz daha yakından bakarsanız zaten sadece dil öğrenmede değil hayatın her alanında hedeflediğiniz başarı için gerekli olduklarını da fark edeceksiniz.  Eğer ben bunlara gelemem diyorsanız bu üç kriter olmadan varacağınız nokta zaten belli boşuna hırpalamayın kendinizi derim. Azim, sizin için itici bir güç sağlayarak; yüksek moral, öğrenmeye açık olmanıza katkıda bulunarak; sabır ise bu işi yarı yolda bırakmanıza engel olarak size destek verecektir.Dil öğrenmenin zaman ve sabır istediğini unutmayın.

Dil öğrenim sürecime ilaveten 16 yıldır yürüttüğüm eğitimcilik hayatım boyunca sürekli yabancı dil öğrenme/öğrenememe ile ilgili sorulara maruz kalıyorum. Karşılaştığım ya da tanıştığım insanlar arasında “ben bu işi çözdüm dil ile alakalı bir sorunum yok” diyenler parmakla sayılacak kadar az. Herkes şikâyetçi, herkes dertli: “Hocam nasıl çözeceğiz bu işi?” Bence en büyük sıkıntı toplum olarak işin kestirmesine odaklanıyor olmak. Kimse emek vermek zaman harcamak zorlanmak istemiyor. En kısa yolundan halledeyim istiyor. Bizim insanımızın bu halleri artık o kadar ayyuka çıkmış ki, bunu fırsat bilip  “60 saatte İngilizce”, “5 günde İngilizce”, “Alın hemen İngilizce konuşun”, gibi neredeyse 3 alana 1 bedava benzeri paket hikâyelerle insanların zihinlerini bulandırıp heveslendirmeyenler de yok değil. Belki biraz acı olacak ama hepsi külliyen yalan, kandırmaca.  Henüz bu tırnak içinde bahsettiğim eğitimlere katılıp hakikaten öyleymiş diyen karşıma çıkmadı. Çıkmayacağından da eminim. Aksi takdirde herkes sorununu çoktan çözümlemiş olurdu. Hatta üçüncü ya da dördüncü yabancı dil öğreniminden falan konuşuyor olabilirdik. Bu yola baş koymak ve emek vermekten ötesi yoktur. Yani bu öyle hamburger gibi hemen önünüze gelmez. Öte yandan her şeyin mükemmel olduğu bir ortamın sağlandığını farz edersek te yine sizin bunu gerçekten istiyor olmanız gerekir. 
 
İşin zekâ ile alakalı kısmını kabul edip bir kenara koyarsak, bu sürecin bir de yetenek ve psikoloji kısmı var. Elimizde sadece zekâ olması yetmiyor. Ancak zekâ ve yetenek bir arada ise o zaman zaten çok şanslısınız. Hem zekânın sunduğu katkılar, hem de dil becerileri sayesinde bu işi en güzel şekilde götürebileceksiniz demektir. Ayrıca, kişinin yabancı dili öğrenirken psikolojik olarak kendini dil öğrenmeye hazır hissetmesi ve bu işin altından kalkabileceğini düşünmesi, kendine güvenmesi dil öğreniminde en önemli adımlardır. Yani kendinize asla ben bu işi yapamayacağım demeyin. Karar verin ve hemen başlayın. Yolunuz pek kısa sayılmaz. Bütün bunlara ilaveten naçizane birkaç öneride bulunmak istiyorum:

1- Hata yapmaktan çekinmeyin
. Öğrenim süreci boyunca yapabileceğiniz kadar hata yapın. Hep doğru olmasına odaklanırsanız ilerleme kaydedemezsiniz. Her zaman doğru konuşmak durumunda değilsiniz. İnsanlar ne dediğinizi anlayabiliyorlarsa yanlış yapmanız en azından ilk başta önemli değildir. Yabancı bir ülkeye de gidecek olsanız, insanlar sizi gramer (dilbilgisi) testi için bekliyor olmayacaklar. Ancak hatanızı düzelten olursa da bunu bir artı olarak görün, cesaret kırıcı olarak değil.

2- Fırsatları değerlendirin.
Öğreniyor olduğunuz dili kullanabileceğiniz ortamları ve fırsatları kaçırmayın. Özellikle bu bir sınıf ortamı ise eğitmeninizi zorlayın biraz, sorular sorun. Öğrendiğiniz basit ifadeleri gerektiği durumlarda kullanmaya çalışın. Yabancı dilde ilerlemek için o dili konuşma cesaretini göstermek gerektiğini özellikle vurguluyorum. Bu psikolojik bariyeri aştıktan sonra ne kadar rahatladığınızı ve keyif almaya başladığınızı göreceksiniz. Bir de, günlük hayatınızda dili kendi alanınıza sokmaktan çekinmeyin. Örneğin akıllı cep telefonunuzun, bilgisayarınızın ya da sosyal medya hesabınızın dilini İngilizce’ ye (ya da başka bir hedef dile) dönüştürerek kullanın. Dil öğrenmek tecrübe etmekten ibarettir. Hayatınızın içinde ona yer vermezseniz elde ettiğiniz öğrenme düzeyini de bir süre sonra kaybedersiniz. Yabancı dile mümkün olduğu kadar maruz kalmak gerekiyor. Bir hocamın verdiği çok güzel bir örnek vardı bununla ilgili. Türk Lirasından beş sıfır atıldığı dönemde çok uzunca bir süre insanlar hala 1 lira demek yerine 1 milyon demeye devam ettiler. Yani öğrenmede sadece duymak yeterli olsaydı ertesi gün herkesin bunu yeni hali ile kullanmaya başlaması gerekirdi. Bu yüzden duymanın yanında yeteri kadar da kullanmak gerekiyor demek ki.

3- Sorumluluk alın:
Kendi dil öğrenim sürecinizden kendiniz sorumlusunuz. Yabancı dili öğrenirken, öğretmen, kurs, fiziki ve psikolojik ortam ve materyal elbette ki çok önemlidir ancak kendinizi sürekli eğitmeniz gerektiği de bir gerçektir. Eğitmenlerin size sihirli bir değnek dokundurma şansları yok. İyi bir öğrenim süreci için amaçlarınızı ve ihtiyacınız olanı tespit etmeli ve sizi amaçlarınıza ulaştıracak çalışmaları yapmalısınız. Özellikle, her gün en az 30 dakikanızı öğrenmeye başladığınız dile ayırın. Belli bir süre sonra karnınızın acıkması gibi bir ihtiyaç haline gelecektir bu düzen.

4- Öğrendiğiniz dilde düşünmeye çalışın:
Yoksa siz hep Türkçe mi düşünüyorsunuz? Bundan vazgeçseniz iyi olur. Türkçe, Avrupa dillerinin tam tersi bir cümle yapısına sahip olduğu için, Türkçe düşünmek sizi yavaşlatır. Yabancı dilde düşünebilmek için, çok fazla haşır neşir olmak, cümleleri, kelimeleri belki de binlerce kez duymak, söylemek gerekir. Örneğin, İngilizce konuşurken cümle Türkçe hanesine uğramadan doğrudan çıkıyorsa, İngilizce düşünüyorsunuz demektir. (Bu yüzden özellikle ilköğretim kademesinde çocuklara kelimeleri öğretirken Türkçelerini söylememek gerekir.) Ancak resimlerle veya gerçek nesnelerle ilişki kurdurularak öğrenme kalıcılığı sağlanabilir. Bu yüzden öğrendiğiniz bir kelimenin anadilinizde karşılığını yazmak yerine aklınızda onu gerçek nesneyle eşleştirmeye çalışın. “apple” kelimesini öğrenirken doğrudan elma resmini veya elmanın kendisini gören bir kişi, zihninde bu kelime için ayrı bir oda açar. Yani Türkçe odasının içine yabancı bir nesne olarak sokmaz “apple” kelimesini. Bu durumda da İngilizce konuşurken cümleyi doğrudan kendi odasından alır ve kullanır.

Ayrıca, metro ya da otobüste giderken nereye gittiğinizi, nerede olduğunuzu, kendinize o dilde tarif edin. Yolculuk esnasında gözlemlediğiniz tabelalar, reklamlar vs. gibi çevrenizdeki nesneleri o dilde hatırlamaya çalışın. Ayrıca, duyduğunuz bazı ifadeleri öğrendiğiniz dilde nasıl söyleyebileceğinizi düşünün. Böylece hiçbir şey söylemeden içinizden dil pratiği de yapmış olursunuz.

5- Ara vermeyin.
Eğer dil öğrenme sürecinize çeşitli sebeplerden dolayı ara verirseniz dilin nankörlüğü ne demekmiş göreceksiniz demektir. Özellikle ezberci bir tarzda gidiyorsanız bilgilerin çoğunu tamamen kaybedecek ve her şeye yeniden başlamak zorunda kalacaksınız. Bu da sizde bir süre sonra soğuma ve bıkkınlık yaratacak ve yine bir hedef olumsuzlukla sonuçlanmış olacak.
Bir sonraki yazımda önerilerime devam edeceğim. Dil öğrenme yolundan ayrılmamanız dileklerimle… 
YORUM EKLE

banner321

banner326

banner327