Köşe yazarı Perihan Mağden, yazısında intihar eden Cem Garipoğlu'na üzüldüğünü belirtip "Cem'e haksızlık yapmışız. Avukatının başından beri dediği gibi, ruh sağlığının yerinde olup olmamasını kat’i surette kâle almamışız" yazmıştı.
Bu yazısı herkes tarafından eleştirilmiş büyük tepki toplamıştı.
Perihan Mağden bugünkü köşesinde, sosyal medyada çok tepki çeken bu yazısıyla ilgili gelen tepkilere bir cevap yazdı.
O yazısını eleştirenlere yazısını tamamını okumadığını ve anlamadan eleştirdiğini söyleyen Mağden şunları yazdı:
Garipoğlu yazımdan iki-üç alâkasız tasviri/ lafı cımbızlayarak, nasıl da kadına şiddeti savunan dilin yanında yer aldığıma dair kısa ve özensiz bir yazının, beni sazanlık/ trollükle suçlayan Müneccim 1 Köşe yazarının dışında; yazı da yok! Hakaret var, karakter suikastı var, hatta “kızım parçalanırsa” günümü göreceğime dair beddua (latan istek) var!
Benim politik, sosyolojik ve psikolojik olarak hiçbir gruba dâhil/ ait olmamamın yanı sıra, bu yazının Taraf okumayı tercih eden siyasi duruşta/ görüşte olanların okuması kastıyla yazılmış bir yazı için, haddinden fazla görünürlük kazanmasının da, bir sorun (yani, bir cazibe merkezi) oluşturduğunun farkındayım.
Medya siteleri üstüne atlayıp “Perihan Mağden’den olay yaratacak yazı!” başlığıyla sundukları anda, ne Taraf’ta çıkan haberlerle, yazılarla, ne benim görüşlerimle/ yazılarımla, söz konusu yazının direkt konusuyla alâkası olmayan güruhların harekete geçip mevzuya musallat olma zorunluluğunu iliklerinde duymaları, kaçınılmaz hale gelebiliyor.
Ayrıca 140 harf midir, Twitter’da anında bir boşalma yaşamak; vurup takipçilerini ya da (ve de) takip ettiklerini tatmin edip kaçmak da (zaten ya ofisindesin, ya salonundasın, ya metrodasın filan) çok kolay, çok kullanışlı; pratik.
Yazının tamamını kaç kişi okudu, bundan emin olmadığım gibi, bu kadar oyunsuz, dantelasız farbelasız yazılmış bir yazının söylediklerini kaç kişi anladı/ algıladı (katılır, katılmaz; o ayrı) bundan da emin değilim.
Bir acullük, bir telaş, bir kitle histerisi, aceleciliği, toptan yargılama arzusu hâkim Twitter Linç Girişimleri’nde. İşaret etmek istediğim en mühim husus ise: Saldırgan’ın diline olan düşkünlük, nefret ettiğin/ siyaseten tam da karşısında durduğunu “farz” ederek tüm gün saydırdığın Lider’e benzeme halleri(n). Düşmanının, karşı taraf olarak lanse ettiğinin, zıddın olduğuna inanmak istediğinin zımni rol modelin olması hakikati.
Bırrrr! Onca karşı durduğunla, aynı zihinsel hamurdan/ çamurdan yoğrulmuş olduğun (asla yüzleşmek istemeyeceğin) ihtimali. Gücün, güçlünün dilinden/ üslubundan Twitter’ın kullanışlılığında, anonimliğinde beslenme, faydalanmadan da öte, o üslupla özdeşleşip çok muhalifi olduğun inancıyla yanıp kavrulduğun kişinin/ tarafın izansızlığından, algı oyunlarından, mantık ve kavrama yoksunluğundan aynen mustarip olma durumu/ hastalığı. Yani tamamen düşmanının alet ve edevatıyla fanatikçe kişilere/ mevzulara saldırarak/saydırarak sürek avı düzenlemenin ısrarcı körlüğü, grup dinamiklerinin her tarafı aynılaştırmasının dehşet vericiliği. Hiçbir mevzuyu tartışmanın, anlaşamasak da, “karşı” tarafın söylediğini dinlemenin/ anlamanın/ algılamanın hiçbir ihtimalini, bırakmıyoruz artık Bu Topraklar’da. Anında (140 harfle filan) bombalıyoruz!
Böylece de giderek içine battığımız hukuksuzluk, adaletsizlik, mantıksızlık diktasını/ batağını hak eder hale mi geliyoruz, kendimizi getiriyoruz? Nedir bu trajedi? Saydırın 140 vuruşluk yiğitler! Bu konuyu da, tartışmayalım. Hiçbir mevzuyu da, tartışmayalım.