İkbal mi ? Vicdan mi?

“Vicdanlı ve dürüst olmak, hesaplı olmaktan iyidir. Hesap insanı makam sahibi yaparda, vicdan daha önemli bir işe yarar;” insanı insan yapar” demiş Friedrich Nietzsche. Allah için güzel söz. Ama kimin için? Evet, evet size soruyorum kimin için. Vicdan sahibi olanlar için mi? Yoksa Vicdan’ı güzel bir isim kabul edenler için mi? Yıllar yıllar önce genç bir subay sudan bir sebeple İstanbul’dan Van’a sürülür. Yeni görev yerine çabuk alışır, bu genç Ahaliye kendini sevdirir. Bir süre sonrada o Ahali kendisini Eşraftan birinin kızıyla baş göz eder. Herşey kötü bir günle başlamıştır. İstanbul’da ama güzel devam etmektedir. Lakin Osmanlı sayısız cephede savaşa girmiştir. Genç subay eşinin, evinin ve yeni dostlarının getirdiği huzurun ve mutluluğun tadına doyamadan seferberlik ilan edilir. Birliği ile birlikte Galiçya’ya gider. Pek çok vatan evladı gibi, O’nun içinde Galiçya çöllerinden hiç haber gelmez. Genç subay evinden yurdundan uzak o çöllerde vatan için can verirken, onun can verdiği oğlu Fethi Dünya’ya  “merhaba” demiştir. O zorlu yıllarda Dünya’ya gelmenin bedelini üvey babasını da başka bir cephede kaybedip iki kere yetim kalarak ödemiştir Fethi. Hesap bununla bitti diye düşünüyorsanız aldanırsınız. İşin vicdan kısmı şimdi başlıyor sıkı durun. Yıllar geçip Fethi büyüdüğünde üvey babasından olan kardeşleri onu dışlamıştır. Genç Fethi çareyi memleketinden ayrılmakta bulmuş. Ama içindeki baba özlemi ve babasının ailesine ulaşma isteği hiç sönmemiş. Yıllarca bu uğurdaki çabaları sonuçsuz kalmış içindeki bu ateş hiç sönmemiş sönmesine de kendi ailesi önceliği olunca ister istemez bir özlem olarak kalmış yüreğinde ve aklının bir köşesinde. Annesi ölene kadar üvey kardeşleriyle olan bağı kopuk kopuk sürse de annesini de kaybedince zayıf olan bağlar büsbütün kopmuş. Yıllar içinde üvey kardeşlerinden biride annelerinin ilk eşini merak etmiş araştırmış. Fetih’in yapamadığını o başarmış. Fakat bunu üvey Ağabeyinden saklamış. Rivayet o dur ki miras yüzünden denir. Ama yeryüzündeki hangi geçerli neden bir evladın babasını ve onun ailesini tanıma fırsatını engellesin. Fethi kulağına gelen bütün bu söylentilere rağmen üvey kardeşinin ağzından çıkanlara inanmayı tercih etmiş. İki kere yetim kalan tüm ailesi tarafından dünya malı için dışlanan Fethi yinede kardeşinin sözlerini doğru bilmiş öyle kabul etmiş. Fethi son nefesine kadar babasına ve onun ailesine kavuşamamanın ıstırabı içinde yaşamış. Özlemi azalacağına artmış. Bu olayların üstünden uzun zaman geçtikten sonra, karlı soğuk bir Ocak günü bizler onu kaybetmenin acısını yaşarken yas evinin kapısı gece geç vakit çalındı. İçeri giren yaşlı adamı kimse tanıyamadı önce. Selam verip oturdu. Baş sağlığı diledi. Evdeki herkes bu geç saatte yoğun kar yağışı altında taziyeye gelen adamı tanımaya çalışıyordu. Neden sonra yılların yorgunu gözlere sahip Fethi’nin eşi Behice Hanım gelen bu yabancı adamın Fethi’nin üvey kardeşi olduğunu çıkardı. O soğuk geceyi evdeki soba da artık ısıtamıyordu. Telefonla evine haber vermek istediğini söyledi. Cep telefonu olmasına rağmen evin telefonunu kullanmasının aslında tüm sülaleye verilmeye çalışılan bir mesaj olduğunu gece yarısı yas evinin telefonunun bir süre sonra arka arkaya çalışmaya başlamasından anladık. Her arayan Behice Hanım’ı değil de Fethi’nin üvey kardeşini istiyor taziyede bulunuyordu. Tüm sülalesine ve memleketine son görevini yaptığını ispata çalışıyordu. İçimden kalkıp bu yaşlı ama içten pazarlıklı, dünya düşkünü adamı kolundan tutup sokağa atmak geçti. Ama yapamadım. Fethi engel oldu. Biz kapımızı çalan evimize Tanrı misafiri olanı düşmanımız dahi olsa hoş karşılamayı iki kere yetim kalan Fethi’den öğrenmiştik. Biz düşmanımın düşmanı, dostumdur dememeyi ve bırakın dostlarımızı, düşmanımıza bile dürüst ve mert davranmayı iki kere yetim Fethi’den öğrenmiştik. Fethi’nin üvey kardeşine ertesi gün yas evinden ayrılana kadar o eve her misafir olana gösterilen ihtimam gösterildi. Tam da iki kere yetim Fethi’nin yaşadığı ve öğrettiği gibi. Evet Nietzsche’nin de dediği gibi vicdan sizi insan yapar. Bunula birlikte rahmetli Ali Ekber Çiçek’in söylediği güzel bir Anadolu deyişi de diyor ki “Cahiller kendini aklar, Kamiller özün yoklar.” Ara sırada olsa özünüzü yokluyorsanız sözüm size değil. Yok hiç vicdan sahibi değilseniz o zaman zaten bu satırları okumamışsınızdır. Buna da ben nideyim. Bize, insan olmanın, vicdan sahibi olmayla başladığını, insanlarla sorun yaşadığında önce özünü yoklaman gerektiğini belleten bir öğretmenim olduğu için Allah’a ne kadar şükretsem az. Mekânın cennet olsun iki kere yetim sevgili Dedem. Tepkisiz kalmayın. Sağlıcakla kalın. Zafer
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Zafer ERBASLAR Arşivi